Autopsia Talks serisinin ikinci konuğu Melih Mızrak, sadece stiliyle değil, sözleriyle de sınırları eğip büküyor. Kimi zaman doğanın içinde çıplak yüzmek kadar özgür, kimi zaman yalnızca bir kokuda saklı ev hissi kadar naif… Bu röportaj bir ifşadan çok, bir iç sesin dışa yansıması. Görülmek, yanlış anlaşılmak, sahneye çıkmak ya da hiç konuşmadan anlatmak… Melih’in yanıtları, yalnızca soruları değil; kendiyle kurduğu ilişkiyi de dönüştürüyor. Autopsia olarak, her yanıtı bir çentik gibi belleğimize kazıyoruz. Şimdi seni onun sesine kulak vermeye davet ediyoruz.
Autopsia kelimesini ilk duyduğunda sende ne çağrıştırdı?
Ölüm, yaşam, şüphe(?)
Bazen bir takı yalnızca bir aksesuar değildir. Hiç bir takıyla içeri girdiğin bir mekanda, o parçanın bedeninden önce konuştuğu oldu mu?
Umarım olmamıştır. Kendi stilim için oldukça maksimalist diyebilirim. Çokça takıp takıştırmayı, üzerimdeki parçaları, takıları birbiriyle yarıştırmayı severim. Ama o yarışın tek bir galibi olmalı, o da benim.

“Ben buradayım” demenin en sessiz ama en güçlü yolu senin için nedir?
Üretmek. Nereye varacağını, başarılı olup olmayacağını düşünmeden, beğenilme kaygısı olmadan sadece üretmek.
Hiçbir şey söylemeden kendini en çok ifade ettiğin anı hatırlıyor musun? O an ne anlatmaya çalışıyordun?
Galiba en çok ‘gerçek’ kırgınlıklarımı bu şekilde anlatıyorum. Sevdiğim birisine kırıldıysam bunun sessizliğimden anlaşılmasını beklerim. Ne kadar sağlıklı bir iletişim bilmiyorum ama hâlâ yapıyorum.
Kimliğinle ilgili ‘görmezden gelinmek’ mi seni daha çok değiştirdi yoksa ‘fazla görülmek’ mi?
Asıl görülmesi gerekenin bedenlerimizin ötesindeki ruhlarımız olduğuna inanıyorum. Onu görmeli, onun ihtiyaçlarına, arzularına, taleplerine cevap vermeliyiz. Birbirimize baktığımızda onu tanımaya çalışmalıyız. Bu çokça görmezden geliniyor. Bedenlerimizse ruhlarımızın bağlandığı avatarlar gibi; o ruhun istekleri doğrultusunda özgürce şekillendirebilmeliyiz. Dolayısıyla kendimizden başkasını da ilgilendirmemeli. Ama buna rağmen çokça görünürler ve çokça mesele haline getiriliyorlar. O yüzden sanırım, görülmesi gerekenin göz ardı edilmesi ve görülmemesi gerekenlerin görülmesi kol kola girip beni şekillendirdi. İkisi de diyebilirim.

Senin için ‘ev’ hissi en çok nerede kuruldu? O alan seni nasıl tuttu, nasıl açtı?
Geçtiğimiz 3 senede 2 farklı ülkede, 3 farklı şehirde, 8 farklı evde yaşadım. Bunların hepsinde ev hissini yakalamamı sağlayan, sevdiklerim için hazırladığım akşam yemeğinin kokusu olabilir. Bu 20 sene önce bayram sabahları ananemin mutfağındaki koku da olabilir. 20 sene sonra, binlerce kilometre uzakta benim arkadaşlarıma hazırladığım akşam yemeğinin kokusu da.
Gerçek özgürlük neye benziyor? O hissi en çok ne zaman, nerede yakaladın?
Gerçek özgürlük benim için doğanın içerisinde çıplak yüzmeye benziyor. En özgür hissettiğim an bu galiba. #freenudism
Kendine dair dışarıdan en çok hangi yanlış anlatı yapıldı? Ve sen onu ne zaman bozdun?
Kendime dair dışarıdan eminim ki birçok yanlış anlatı yapılmıştır ve yapılmaya devam edecektir. Bu önüne geçebileceğimiz bir şey olmadığı gibi, önemsememiz gereken bir şey de olmamalı bence. Bunu kabul etmek kolay olmasa da insanı çokça özgürleştiriyor. Tavsiye ediyorum. Önemli olan ve değiştirmemiz gereken, kendimize karşı yaptığımız yanlış anlatılarımız bence. Değerli olduğumuzu, olduğumuz gibi harika olduğumuzu, ne eksik ne fazla, tam da olması gereken gibi olduğumuzu ve sevilmeye değer olduğumuzu bilmek gerekiyor. Bu da yine pratik isteyen, kolay olmayan ama başardığımızda bizi 2.0 versiyonumuza taşıyan bir bilinç.
Eğer bugüne kadar kendine dair yalnızca bir sahne kaydedilecek olsaydı, o sahnede ne olurdu?
Vov. Zor bir soru. Yüzlerce sahne anlatabilirim. Bir tanesini seçmek çok zor. Şu ana kadar ki yaşantımda dönüm noktası diyebileceğim çokça an olduğu gibi, kalan ömrümde de umarım daha birçokları olacak. Sanırım bir tanesini seçmem mümkün değil. Hepsi benim bebeklerim :)))
Bir Onur Yürüyüşü’nde sessiz olsan ama üstünde bir cümle taşısan, o cümle ne olurdu?
Arm the dolls veya I can’t believe I still have to protest this shit.

Bu röportaj, Autopsia’nın PRIDE manifestosu kapsamında 27 Mayıs 2025’te Stüdyo Karaköy’de gerçekleştirilmiştir.
Fotoğraf: Vesi Demirci
Styling: Melih Mızrak & Büşra Çeribaş
Asistan: Duygu Demirci
Autopsia, yalnızca takı değil, hikaye taşıyan bedenlere alan açar.
Her kelime bir iz, her iz bir direniştir.